28 Haziran 2014 Cumartesi

başında ve sonunda

            Blogta yazmaya başladığımda zamandan çalmak adlı bir yazım vardı.Daha önce sevmeyi yazmak dosyasında biriktirdiklerimden yine zamandan çalmak diyorum ve biraz da kolaya kaçarak bu yazımı yayınlıyorum.

ZAMANDAN ÇALMAK

Elindeki son balonu da şişirip ipe bağladı Azat. Rengârenk gök kuşağı renkli balonlar.
Kızımın sesini duyuyorum. “Anne yeşil gömleğimi arıyorum bulmama yardım eder misin?”
 “Yazım var pc’de sen kendin bak.”
Annem sesleniyor bu defa. ‘Kızım kapıya bakar mısın?  Telefon da çalıyor.”
Kapıya koşuyorum.
“İki ekmek bir süt, teşekkürler Asım amca.”
Telefona koşuyorum.”Alo, ben Remziye teyzen, annen evde mi?”
“Evde evde. Anne, telefon sana. Remziye teyze arıyor.”
Kapı, telefon, diyafon fon alerjim var abi. Sonu fonla biten kelimelere sinir oluyorum.
Azat neler olacak senin öykünde? Gelişmeler ve son kaldı. Haydi biraz ip ucu lütfen. Çabuk ol kapı diyafon, komşu, telefooon.
Zaman mı zamansızlık mı anlayamıyorum. Kime, neye, neden zaman ayırmam lazım?
Ya burada Azat’ın öyküsü yazılamayı beklerken.
/2
Balonları sayarken ümidini, sevincini de birlikte sayıyordu Azat. Bu gece hepsini sattığında harikalar diyarına gidebilecek parayı kazanmış olacaktı. Renkli dünyaya başka türlü adım atamazdı, hem tekrar balon alır ve bu balonları da harikalar diyarında satabilirdi belki. Belki de orada daha çok para kazabilirdi.
Tek eğlencesi balon satarken parklarda dolaşmak, salıncaklarda sallanmaktı Azat’ın.  Harikalar diyarındaki oyuncaklara binmek onlarla hayal yolculuğuna çıkmak ne güzeldi kim bilir! Her şey bir hayalle başlamıştı oysa.
          /3
Annem.
“Kızım televizyonun kumandası yok nereye koydunuz. Bir bulsan.”
 “Mutfaktadır anne, getiriyorum.”
“Allah! Telefon çalıyor, neyse mesajmış”
“ Anne mutfaktaysan bir bardak su alır mısın yanına.”
“Sabır, sabır evde telefonla iletişim ha.”
 “Ben sana sormaz mıyım anneden su istenir mi hem de mesajla, Aylin getirme beni yanına suyunu kendin iç!”
Zaman ne çabuk geçti böyle akşam yemeği hazırlamalıyım birazdan. Yazı yine yarım kalacak. Bir gün de başladığım öyküyü bitirmek kısmet olacak mı bana?
 İki satır daha yazayım sonra giderim.
Azat tüm balonlarını satmış olmanın mutluluğuyla yeni balonları ve balonları bağladığı ipleri bir poşetin içine yerleştirerek harikalar diyarının gişesinde sıra beklemeye başlamıştı bile. Buranın bir adı da Parkantepti. İçinde çeşit çeşit oyuncakların, korku tünelinin, su oyunlarının olduğu hayli kalabalık ve renkli bir dünyaydı ki birazdan bu dünyaya Azat da dahil olacaktı. Renklerin arasında kaybolacak ve sonra kendini arayacaktı, kendi renginde.
Torunum.
“Annane çizgi film kanalını açar mısın ben+ten’i seyredeceğim.”
 “Seni annanen çok seviyor Zeyno, açtım aşkım. Hadi seyret.”
Annem.
“Kapı çalınıyor, biriniz baksın”
Evde benden başka kapı açan yok. Az yiyip bu eve kapı ve telefonlara bakması için bir yardımcı tutacağım artık.
Gelen en küçük yeğenim Bahar ve ablası.
“Pınar teyze ben geldim.”
 “Evimize Bahar gelmiş, hoş gelmiş. Zeynep benim odamda çizgi film izliyor yanına git istersen.”
Yine telefon. Açıyorum. Babama sesleniyorum:
“Baba telefon sana.”
Annem.
“Bu kadar işin arasında yazılara ara versen, diyorum kızım.”
 “Hayır anne bunu benden isteme. Yemeğin altını kıstım, Sen bir baksan. Piştiyse sofrayı hazırlayacağım.”
/4
O gece Azat çok mutlu olmuştu, yanına aldığı balonları çimenlerin üzerinde bir güzel şişirip iplere bağlamıştı. Hem balonlarını satıyor hem de oyuncaklara biniyordu. En çok su kaydırağı hoşuna gitmişti ve saymamıştı kaç kere kaydırağa bindiğini kaç kere başının döndüğünü, kaç kere, kaç kere.
Sevindi çocuk eline tutuşturulana
Nasılda albenili elma şekeri
Gülümsedi bir ara
Gül gamzeli bahara
Karanlık gecenin sabahında
Yitirilen bulundu
Kara sevda
Bir çift suna oynaşırken suda
Koşarken gelincik açmış yamaçta
Kör ebe oynayan çocukluğun aşkla.
Trendeyse elindeki balonlarla kendini masal ülkesindeki prense benzetmişti ne güzeldi burada yaşam balonların renginde renk-ahenk.
Azat daha çok mutluluklara doğru yol almalıydı artık. Azat’ın öyküsü burada bitmemeliydi ama zamansızlıktan bitti.
Zamandan çalınarak yazılan kaçıncı öyküdür ki sonu mutlu ya da hüzünlü biten?
Kocaman bir ev ki, dört kuşak aynı anda yaşayan.
Kızım beni yalnız bırakır mısın çalışıyorum.Beni bana bırakın.”
“Seni başı boş bırakınca yanıma gelmiyorsun, yazına bunu da ekle olur mu anne.” “Anne sana ihtiyacım var.”
“Ay bi dur biraz, sonra öp beni kızım, dur. Elime dokunma kolumu bana bırak.”
“Kalk gel o zaman, sana anlatacaklarım var.”
Zamandan çalınarak yazılan bir öykü daha başlamak üzereydi ki,  Zeynep’in “annane açıktım” demesiyle kendime geldim.
Zaman bana sizleri verdi. Zaman bana kendi kalabalıklığımı verdi. Zaman bana ertelediğim yazılarımı verdi. Sızlandığımı sanmayın. Mutluyum hepinizle.
“Ey ev halkı duyduk duymadık demeyin; herkes koca masaya, sofra hazır!”
Gaziantep 2010

            Dört yılın sonunda hepimiz yaş aldık,aramızdan ayrılanlar oldu.Bahar ve Zeynep ilkokula başladılar,bitirmek üzereler.Kızım da ünversiteyi bitirdi.Şair oğlum ,yüksek lisansı bitirdi,doktoraya hazırlanıyor.Dördüncü kuşağın ikincisi Vera Bilge aramıza katılalı bir yıl oldu.
Azat'a gelince balon satmayı bıraktı.Anadolu lisesinde eğitimine devam ediyor iki bin on beş yılında üniversite sınavına girecek.Başarılı bir öğrencilik yaşamı oldu,anneciğinin sayesinde.Yedi çocuklu bir ailenin okuyan ilk çocuğu şimdi.
         Ben mi ne yapıyorum.
         Haiku aşkıyla yeni bir patikaya saptım.Yol bulmaya çalışıyorum.

       Hep o sevgimle.
       Pınar Atay