24 Haziran 2014 Salı

Gün Sonu

Bir gün daha bitip gidiyor.Yaşamdan yitip gidenlere ekleniyor.Bütün gün yazacaklarımı biriktirip durdum yine.Kalemlerle oynadım.Defterimi açtığımda alarmlar ötmeye başladı.Sonraya kalsın diye kapattım her defasında.Değişik bir gün oldu hepimiz için.
Zeynep annesiyle iş yerine gitti.Onlara bakarken balkondan kuşlar en güzel şarkılarını söylüyorlardı dallarda.Bir araba hızla geçti gitti.Çöp varillerinin yanında her zamanki gibi kağıt toplayanlar vardı.Birincisi kağıt ve kartonları toplayıp gitti.İkincisi bir kadındı yanında bebeleriyle birlikte pet şişeleri topladı.Üçüncü kez dede geldi çok yaşlıydı arabasına cam şişeleri toplamaya başladığında evdeki cam atıkları ona vermek için biriktirdiğimi anımsadım.Kırık camları biriktirdiğim kovayla birlikte bahçeye indirdim.Asansörü kullanmadan eve çıktım.
Fevzi çakmak caddesindeki yeni yerimize taşınalı çok olmamıştı.Çelik dolaplardaki dosyaları numara sırasıyla bağladık arkadaşlarla. Dosyaları bağlamadan önce birbirine karıştırmıştık.İşin içinden nasıl çıktığımız mucizeydi.Yerlere saçılan dosyaları öylece bıraktık ve öğle yemeği için masaları birleştirdik.Arkadaşların çekmecelerinde ne varsa bir araya getirdik.Ortaya yağlı köfte çıktı.Malzeme kıttı biraz.Ayran çok suluydu mesela.Soğan ve sarımsak da azdı.Yeşillik hiç yoktu.Ama olsun mesai arkadaşlarımızla yediğimiz öğle yemeği çok da lezzetliydi.
İşte o yıllara rastlar kızlarımla birlikte iş yerine gidişimiz.Küçüğü sabahları iş yeri kreşinin servisi alırdı,iş yerinin kapısından. Büyük kızımı okula bırakır geçerdim.Okul çıkışı servis daireye yanıma getirirdi.Kızlarım çalıştığım dairenin tozlu koridorlarında büyüdü.Mesai arkadaşlarımın çocuklarıyla birlikte.
Şimdilerde bu çocukların bir kısmı evlendi anne ve baba oldular ve kendi evlatlarını çalıştıkları dairelere götürüyorlar.Zeynep' te annesiyle birlikte olmaktan çok mutlu.Zeynep dairede tabletiyle oyun oynuyormuş.Anneciğinin yanında.
Büyük kızım okuldan geldiğinde ödevlerini yapardı yanımda.Sorular sorar,sonra da kitabını okurdu sessizce.Bazen de çocuk işte,kucağımda otururdu.Daktilo yazdığımdan zorlanırdım biraz.Ona özel görevler verirdim.Nasıl da heyecanla yapardı.Bankonun ardındaki vatandaşlara,benim soracağım soruları çocukça sorardı.Bu çok hoşuma giderdi.
"Nüfüs cüzdanını getirdin mi,pulun var mı,kimin adına alacaksın"gibi.
Özel görevleri arasındaysa boş almahaberlerinin kaşelenmesi,iş emri suretlerinin karbonlanması ve masalar arası dosya taşıma.
Çocuklarımızın dairede boy göstermesi kurum kreşinin açılmasıyla başladı.Kreşten mezun olup ilkokula başlayan çocuklarımızı yanımıza aldık uzun yıllar.
Küçük kızım da yedi aylıktan,dokuz yaşına kadar benimle birlikteydi.Kreşe gittiği günlerde saat beşte teslim ederleri,öğretmenleri.Emzirme odası olmadığı için,tuvaletlerde emzirdiğim günler oldu.Mesaim geç biterdi çünkü.
Büyüğüm ne kadar akıllı ve olgun davrandıysa da,küçüğüm alabildiğine yaramazdı. Küçüğümle en çok Binevlerdeki dairede zaman geçirdik.Bir keresinde arkadaşımın birini kınnapla sandalyeye bağlamıştı.Masamdaki dosyaları yere atar üzerinde ter ter tepinirdi.Durmadan,bıkmadan söylediği"açıktım,susadım,çişim geldi"cümleleriyle başa çıkamazdım.Sonra kızmak için üzerine yürüdüğümde hızla koşar,"sırıtarak yakalayamazsın ki"diye bağırırdı.İdarecilerimiz çocuk konusunda çok anlayışlı davranırlardı neyse ki...
Zaman nasıl da kayıp yitti yine,gün sonu derken,yeni güne girdik.Zeynep'in annesiyle daireye gitmesi iyi oldu sanırım.Alarmın biri çalmadı bu gün.Arıza yaptı.

Büyüyememek
Büyüyemeyen kızımın hayata yazdığı adressiz mektubu paylaşmak istiyorum siz sevgili okurlarla.
Önce mektubu okuyun isterseniz, sonra benim de söyleyeceklerim var adressiz hayat mektubuna.

Bugün hüzünlü çocukluğum yeniden acıttı canımı.

Bir düşündüm de ‘en sevdiğim’ diyebileceğim bir çizgi film karakteri yirmi yaşımda tanıdığım karakterlerden çıktı.

‘Doya doya çocuk olmak’ diye bir şey varsa eğer, ben asla yaşamadım bunu! Belki de bundandır hala büyüyemeyişim.

Hiç sokakta oynamadım ben, okuldan sonra hiç tv karşısında uyuyakalmadım, annemden gizli terli terli su içemedim.

Kitaplara gömüldüm ben de, yaşayamadığım çocukluğun acısını orada çıkardım. Herkes sokaktayken ben P.T.T'nin tozlu arşivlerinde aya yolculuk yaptım, gizli adalara kaçtım, denizin yirmi bin fersah altına girdim.
Sizler saklambaç oynarken sokaklarda ellerinizde reçelli ekmeklerle, ben haşlanmış patates yedim tek başıma, ajancılık oynarken bir kamu kuruluşunun kamuya kullandırılmayan arka merdivenlerinde.

Günlerce dua ettim, bir arkadaş olsun yanıma diye, tam o sıralara rastlar kütüphaneye bilgisayarın alınması. Belki de buydu bana reva görülen, bilgili ama yalnız.

Herkesle yarışabilirdim o günlerde ülke başkentleri, deyimlerin çıkış noktası, en uzun akarsu, en yüksek dağ konusunda, ama yarışacak kimse yoktu ki.

Hep büyük olmalıydım, en azından öyle davranmalıydım, boşuna demediler benim için ‘Büyümüş de küçülmüş’ diye...

Evet evet, kesinlikle bu yüzden benim büyüyemeyişim, eminim!

Şimdilerde imrenerek dinliyorum bana anlatılan çocukluk hikâyelerini, çünkü insan kendisinde olmayana imrenir.

Ama bakın, yalnızca çocukluk, zira harika bir gençlik geçirdim engel olmak isteyenlere inat.

İşte budur benim ‘Sünger Bop’ çizgi filminden ‘Patrick’ karakterini kendime görüntü resmi seçmemin nedeni.
            Dilek Deniz…

O kendisi büyümeyen, büyümeye çalıştıkça çocuklaşan ve kendisiyle birlikte dört yaşındaki kızını da büyütmeye çalışan bir anne.O benim gururum, o benim sevgim, o benim kızım.

Her şeye rağmen güzeldi, tozlu arşiv raflarının arasında geçen günler. Sen yanımdaydın, kıyamazdım sana ki parçamdın tamamlayan.

Birlikte
Bazen makama dilekçe
Bazen de iş emri keserdik seninle
Yedi suret birden hem de
Ağlardı pelür, karbon ağlardı
Yırtılırdı şeridim
Birbirini yerdi, tuşlarım

Sevgili kızım, sevgili daktilom, durun biraz, ara verin, bu siteme.

Aman ha! Karışmamalı birbirine
Tahsilâtla, tediye fişleri

İzinleri, ayrılışları, başlayışları
Kişiye özel, gizlileri
İcra takiplerini
Ve cezaları yıllarca

Aslı gibidir kaşesinin adının, bir anda gerçek gibidir olarak isim değiştirmesi bizi ne çok güldürmüştü o gün hatırlar mısın?

Alma haberine kaşe basmak senin görevindi.
Ve ve ve insanlardan istediğimiz belgeleri senin istemen öylece seni seyrederdim, çocuk bakışlarını, büyümüş cümlelerini.

 ‘Amacımız amacımızdan sapmaktır’ sloganı da o günlerde hayatımıza girmişti, en komiği de evrak çekmecelerinden çıkan kişisel eşyalarındı.

Sevdaların, isyanların, hüzünlerin
Bir de şiirlerin
Kalırdı yemek paydosuna

Ayrıca haşlanmış patatesler kumpir tadında çok da lezzetliydiler. Zehra teyzenin kulakları çınlasın.

Öğrenmediğin tek şey daktilomdu işte onu sana öğretmedim.

Emekli olduktan yıllar sonra iş yerimdeki arkadaşları, ziyarete gittiğimde, aşkla sevdiğim daktilomun yerinde olmadığını görünce çok üzülmüştüm.
Resmi dairelerde daktilo ile yazı yazmak kaldırılmış, yani lafazan daktilom yerini modern bilgisayarlara terk etmek zorunda kalmıştı. Onunda modası geçmiş eskimişti.

Senden sonra bir gün
Alıp götürdüler beni
Tıktılar bir depoya
Depo karanlık, depo rutubet
Paslandım, çürüdüm
Depo dört duvar, depo sessiz
Depo sensiz

Yasaklıyım artık
Resmi dairelerde

Zavallı daktilom, zavallı aşkım, sitem sevgiden doğar oysa, pınar olur çağlar.

Sana gelince sevgili kızım, dilerim çocuk yanın hiç büyümez.

Arka merdivenler hayatımızda varsa, bil ki hayatımızda hayat var.

Oyuncağın bile bir gururu var, Hak etmediği şekilde oynarsan kırılır. Diyeceğim şu ki küçüğüm; büyüme, kalbin kırılır.(Cemal Süreyya)

            Sevgimle

            Pınar Atay

Güzel kızım döngü devam ediyor:)))