26 Haziran 2014 Perşembe

pencereden içeri



            Kapıyı hızla çekerek koşarcasına çıktı evden. Asansörün çağırma düğmesine bastığı halde beklemeden merdivenlere yöneldi. İlk katları koşarak indi. Son kata indiğinde merdiven sahanlığında durakladı. Derin nefes alarak ve yavaş adımlarla apartmandan çıktı.
            Serin hava yüzündeki endişe ve öfkeyi biraz olsun gidermişti. Arabasına doğru yürüdü, elini kapı koluna değdirdiği anda geri çekti,  anahtarı cebine koyarak yokuş aşağı yürümeye başladı.
            İşe gitmek istemiyordu. Yosun dere yokuşundan sahile doğru yollandı. İki taraflı ıhlamur yapraklarının kapladığı yosun dere yokuşundan sahile inmeyi çok seviyordu Aytunç.
            "Olacak şey miydi şimdi şu anda, Hay Allah." Usundaki öfkeyi kovalamaya çalışırcasına hızlandı adımları.
            Böyle ne kadar daha yaşayabilirlerdi, ne kadar dayanabilirlerdi, "bitti oğlum bu evlilik bitti. Geçmiş olsun."

/II
            "Geç kalacaksın Aytunç hadi kalk, ısıtıcının düğmesine de basıver olur mu? Bak uyumaya başladı biraz daha emsin göğsümde kalsın, uykusu yarım olunca çok ağlıyor."derken kucağındaki bebeğe sıkıca sarıldı kadın. Battaniyesinin örtülü olduğundan emin olunca bebekle birlikte yatağa uzandı. Bebek hala annesini emiyordu yarı uykulu gözlerle. Cansu hayranlıkla bu küçük insanı seyrediyordu.
            "Tanrım ne güzel hediye bu, saf ve masum." 
            "Hıh biraz daha emsinmiş, kızım bize ne kaldı bu oğlan doğdu doğalı. Kalkmıyorum işte. Çabuk benim kahvaltımı hazırla beni geç bırakma, ha o beyaz gömleği giyeceğim ütüsü yoksa öldün kızım sen öldün."
            Cansu uyuyan bebeği usulca yatağına yatırdı, üzerini örttü. Çabuk adımlarla banyoya geçti. Aytunç’a neler olmuştu böyle. Çok değişmişti son üç ayda. "Hay Allah. Yine kavga çıkaracak."
            "Aaa çıldırdın sevgilim bu ne demek şimdi. Madem öyle bu günde kahvaltısız git bakalım aklın başına gelsin. Ha unutmadan beyaz gömleğin askıda bir zahmet al ve ütüle. Ben duşa gidiyorum. Biz de çalışıyoruz elma toplamıyoruz her halde."
            "Ne diyorsun sen. Ne"
            "Sadece kahvaltını kendin yap diyorum. Gömleğini de kendin ütüle diyorum zamanın artarsa şu mavi eteğimi de ütüler misin diyorum dolapta kırışmış."
            "Çıldırtma  kadın sabah sabah"
            Bağrışmalar, hızla yükselen tansiyon, aksiyon bilumum öfkeli tartışmalar. Ev hali işte.
            "Sus Eymen uyanacak. Annen gelince sana kahvaltı hazırlar ben erken çıkacağım bu gün."
            "Bir yere gitmiyorsun kahvaltıyı hazırlamadan, o senin de annen sayılır hakaret etme."
            "Edersem ne olacak ha ne olacak, annem değil işte. Eymen büyüyene kadar ona katlanacağım hepsi bu. Asık suratlı senin annen."
            Aytunç’un gözleri büyümeye kaşları gerginleşmeye başlamıştı. Bu durumda Cansu susmassa kavga daha da büyüyecekti. Bal gibi biliyordu Cansu, sinirli Aytunç’un neler yapabileceğini.
            "Kadın ne oldu sana böyle, tanıyamıyorum seni. Karşılık verme diyorum sana. Ben erkeğim. Bu evde benim dediğim olacak. Tek kelime itiraz istemiyorum. Sen kadınsın sus ve sana dediklerimi yerine getir. Böyle devam ederse işten de çıkartırım seni bilmiş ol. Bak kaşlarım gerginleşmeye başladı. Sol kaşım yukarıda duruyor. Sağ kaşım biraz daha aşağıda. Dikkat et kaşlarıma sağ yukarıya çıkarsa, biliyorsun neler olacağını. Kadınsan kadınlığını bil."
            Cansu banyodan çıktığında, çılgına dönmüştü. Sağ kaş sol kaş neydi bunlar. Neler oluyordu evliliklerinde. Bütün bunlara bir anlam vermeye çalışıyor ama veremiyordu genç kadın. Sen kadınsın ne demekti acaba.
            "Sen diktatör mü oldun şimdi de, o halde al sana bir diktatör selamı."
Cansu sağ elinin baş  parmağını avuç içine alarak dört parmağını yukarıya doğru başının hizasında kaldırdı, muzipçe acılı bir gülüşle.
            "Ben değiştim artık değil mi bunu mu dersin Aytunç, unutma sen değişirsen dünya değişir. Dünya sana değişti oğlum ben hala Casuyum, tek fark artık anneyim ve çalışıyorum, çok yoruluyorum. Biliyormusun ha bütün bunları, gözüne gözüne sokmam mı gerekli yoksa. Anlayışın kısalmış senin, dünyan değişmiş çünkü. Eymen’i bile kıskanıyorsun."
            "Evet kıskanırım. Sabaha kadar ona meme, ona mama altını değiştir, üstünü değiştir, Aytunç’a kim mama verecek, kim meme verecek, ya altımı kim değiştirecek. Söyle bana söyle be kadın. -Aman Allahım neler diyorum böyle benim altımı da mı değiştirecek Cansu.-"
            Aytunç elini kaldırıp Cansu’ya tokat atmak üzereydi ki, Cansu elini havada yakaladı.
            "Bak bak bak, çek elini be çek bir de tokat ha, giderim Aytunç iyi bilmiş ol giderim. Eymeni de alıp giderim. Sana dayanamıyorum artık. Defol."

/III

            Aytunç’un kulakları uğulduyordu. Konuştukça savrulan cümleler, savruldukça kavrulanlar ki onlar evliliği bitiren fırtınaydı, habersizce geliveren."Keşke"diye yüksek sesle konuştu kendi kendine. "Keşke olmasaydı böyle bir tartışma. Keşke Cansu’yla evlenmeseydi, keşke keşke keşke.-Oysa o da biliyordu ki keşke pişmanlığın ta kendisiydi. Yaşadığı hiçbir şeyden pişmanlık duymamıştı ki Aytunç. Peki, şimdi neydi bu pişmanlık dolu duygular. -Keşke güçsüzlerin sığınağıydı.-"
            "Allahım sen aklımı alma. Nasıl elim kalktı. Ama o da beni tokatla diye uğraştı durdu sabah sabah. Cansu ah Cansu neden tokat yemek için uğraştın didindin. Bir de diktatör selamı ha, ya anneme hakaret, delirmeye az kaldı. Olmadı bu Cansu hiç olmadı sana yakışmadı. Bu günden sonra eve gitmeyeceğim sen de gidiyor musun gitmiyor musun bana ne be. Kadın mı yok bana. Kadınlıktan nasibini almamış. Bu canavara mı âşık olmuşum ben. Oysa Ayşen nasılda gülümsedi dün akşam, nasıl bir gülümsemeydi öyle Yarabbi, davetkâr, cüretkâr sevecen."
            "Abi simit ister misin?"
            "Hayır, git başımdan"
            "Bir tane al da martılara at, onlar aç be abi."
            "Sen çekil bakalım kenara, bak hala duruyorsun önümde şimdi seni atacam martılara ne güzel ziyafet çekerler o şişko martılar. Oğlum baksana yiye yiye şişkolaşmış bunlar uçamayacaklar artık."
            Simitçi çocuğu terslerken hafifçe yitti Aytunç.
            "Tamam, kızma simit de alma abi, beni de atma martılara"
            "Koş kaybol"
            Simitçi hızla uzaklaşırken bir yandan da söyleniyordu.
            "Adama bak ya sabah sabah neresinden kalkmış ki acep, yok abi yok bunun gibiler işimizi engelliyor, bir simit alsaydın da martılar aç kalmasaydı. O kahrolası, doymayan yedikçe semiren kedi gözlü martılar.Uçun bakalım uçun size yemek yok bu gün kimse simit almıyor. Ben ne kadar açsam siz de aç kalın bakalım."
            "Ben neler yapmaya başladım. Dur ahbap kendine gel bakalım. Anladık Cansu damarına bastı da bu çocuk ya bu çocuk ne yaptı sana. Aytunçççççç…"
            Çığlık çığlığa-
            Kıyıya vuran dalga
            Martı korosu
            Var gücüyle bağırdı Aytunç. Sesi dalgalara karıştı, birkaç martı çığlık attı, kanatlarını hızla çırparak havalandı. Gelip geçenler anlamsızca baktılar.
            Banklar bomboştu. Birine usulca ilişti. Yüzünü ellerinin arasına alarak hıçkırmaya başladı. Usulca atıştıran yağmura aldırmadan sarsıla sarsıla ağladı. Yağmurla karıştı gözyaşları. Yavaş yavaş ıslanmaya başlamıştı ki ilerideki kafeye doğru koştu.
            "Demli çay istiyorum yanına da kahvaltılık bir şeyler."
            "Ah Cansu ah! Neden. Sevgim bitti ne, yoo Cansu’nun sevgisi bitti. O bana çok bağırıyor. Cansu ne kadar değiştin sen. Hem kilo da aldın eskisi kadar çekici değilsin. Ne kıskanırdım oysa seni. Üzerindeki bakışları hissederdim. Kimse benim Cansu’ma böyle bakamaz. Bakanın gözünü oyardım oymasına da Cansu’nun da canına ot tıkadım galiba. Hayır, Cansu beni kışkırttı. Hem neden bu kadar kısa etek giyer ki bu kadın. Etrafındaki erkeklerin bakışlarını çekmek için mi. Kokusu ya o yasemin kokusu. Cansu’mu içime çekiyorum her nefeste. Haluk Bey de Cansu’mun kokusunu içine çekiyor mudur acaba ne de olsa iş arkadaşı birlikte çalışıyorlar. Haluk’un da canına ot tıkarım gözlerini de oyarım. Geberteceğim o adamı benim karımla çalışmasın. -İyi de senin karınla kim çalışsın Aytunç. Karın iki üniversite bitirmiş, üzerine de mastır yapmış. Neden be oğlum,bu kadar haksızlık yapma Aytunç.-"
            Martı gagası
            Küçüçük şaşkın balık-
            Marmara’da av
Hava yavaş yavaş açmaya güneş yüzünü göstermeye başladığında, yeni bir iş günü daha başlamak üzereydi. Sahil yolu kalabalıklaşmış, balıkçı tekneleri dönmeye başlamıştı.
            "Eymen küçük Eymen yumuk ellerini severim senin dünyaya geldin dünyamı değiştirdin.-Ya ne istersin parmak kadar yavrudan-Ağlamasın. Ağlayınca dayanamıyorum. Cansu yemek yapamıyor. Eymen’in ihtiyaçları gün geçtikçe çoğaldı. Bakım gerekiyor. Ağzı var dili yok yavrunun ne demek ister anlayamam ki."
            Eymeni düşündüğünde önce yumuşayan yüzü, yukarıya kalkan kaşlarıyla sertleşti Aytunç’un.
            "Cansu sen beceriksiz bir kadınsın. Bunu kabul et."
            "Ayşen çık düşüncemden bir de seninle uğraşmayayım. Gülme öyle, çağırma beni. Gel deme. Bluzun kaymış omzundan, bacakların, bacakların nasılda güzel. Sen ne hoş yürüyorsun öyle attığın her adımda.Ayşen dur biraz dur bekle.
            Cansu çok kilo aldı yürürken iki yana yalpalıyor. Amanın Cansu sen çok çirkinleştin üstelik dudakların da kalınlaştı. Göğüslerin süt dolu. İğrençsin Cansu seni sevmiyorum artık.
            Ayşen bende kalsan, bana yemekler yapsan, ne olur. Seni istiyorum Ayşen bir gün benim olacak. -Hop! dedik dur orada dur Aytunç-Ya bu kız nişanlı.
Üstelikte benim arkadaşımla. Olmadı sana yakışmadı be oğlum. Ya aklını başına al. Ya da, ya da neee. Neler oluyor Allahım. Neler düşünüyorum böyle."
            "Beyefendi telefonunuz çalıyor"
            Çalan telefonun sesiyle irkilen Aytunç’un gözleri saatine gitti. Zaman hayli ilerlemişti. Kaç bardak içtiğini bilmediği demli çay kendine getirmişti genç adamı.
            "Alo annecim, merhaba, nasılsın bu gün."
            "Günaydın annesinin kuşu, sen nasılsın bakalım. Ben de sizdeyim, Eymen’i doyurdum altını değiştirdim. Size yemek yapacağım. Ha unutmadan ben artık eve gitmeyeceğim. Sizinle sürekli kalmamda sakınca yok sanırım."
            "Annem neler dersin öyle elbette başımızın üzerinde yerin var. Ama senin de bir evin var, bir kocan var bizimle rahat edebilirmisin acaba.Hem babam ne olacak.Yalnız mı kalacak evde"
            "Sus kocalar götürsün onu. Bana kocadan bahsetme."
            "Yine mi anne, hem de bu yaşta, hemen geliyorum canım annem biraz konuşalım."
            Kocamandı o-
            Süzülürken yaşlar
            Çocuktaki göz
            Aytunç yönünü yosun dere yokuşuna çevirdi, çocukken de bu yokuşu tırmanırdı hep. Her tırmanışında daha da büyürdü, annesini babasının elinden kurtarması gerekliydi. Zavallı kadın ne çileler çekmişti, zalım adamdan. Bakışları parke taşlarda donmuştu genç adamın. Kaşları kalkmış gözleri irileşmişti, küçüken de böyle olurdu. Sağ kaşı kalktığında babası…"-Babayım ben de Eymen’in babasıyım-"
Düşünceler savrulmaya başladı beyninde, yanmış yemekler, dağınık mufak kirli banyo, kakalı bezlerle dolup taşan çöp kovası, şişko Cansu, sütlü meme, ütüsüz gömlek. Ayşen ya Ayşen."Git başımdan rahat bırak beni."
            Kulakta çığlık
            Hızla atıldı yumruk
            Ters döndü masa
            "Kim bu çocuk, ters dönen masanın cam kırıkları içinde. Elindeki ekmek parçasına saplanan camla ağzı kanayan. Eymen sen misin bebeğim bu."
            Sallanır masa
            Düşer sürahi bardak
            Konuşur çocuk
            Bab baa,bab baa.’
            "Cansu’m, Can suyum aşkım. Bırakma, beni bırakma lütfen. Tam da mutluluğu yakaladım derken- Mutluluk mu, birisi mutluluktan dem vurdu sanırım, yıkılmakta olan yuvanın yerine-Eymen canım oğlum bebek kokulum birazdan koklaya koklaya sarılacağım sana."
            "Cansu’yu aramalıyım, medeni iki insan gibi konuşmalıyız. Çözümlenmeyecek sorunlar değil bunlar. Nasıl da üzdüm yasemin kokulumu. Ateş püskürüyordur bana ama ben de hak etmedim değil hani sağ kaş sol göz, ne komiktim ya bu sabah, diktatör selamı iyi espriydi seni kutluyorum aşkım."
            Apartmana yaklaştığında evinin olduğu katta asılı kaldı gözleri Aytunç’un, ne kadar da sevimliydi evleri öyle, perde ahenkle dans ediyordu pencereden içeride.
           


                                                                                                          Pınar Atay   

-Deneysel bir çalışmaydı-