16 Haziran 2014 Pazartesi

Şartlar ve ayrı pencerelerden seyredilen tek bir dünya

Merhaba demek ne güzel kelime.İçten sıcak samimi.

seyrederler
ayrı pencerelerden
aynı dünyayı.......Pınar Atay

Dün gece kızıma geldim.Zeynep beşinci hastalıkla mücadele ederken onu yalnız bırakmak istemedim.
şu ana kadar elimde leptop yer yer geziyorum evin içinde.Kendime yazmak için uygun yer aramak ışığın geliş yönünü ayarlamak,o minik küçük alarmın dakikada eteklerime yapışması,Zeynepciğiminse ilaçların etkisiyle ne dediğini bilmeden yüksek sesle,gel dövüşelim modunda olması ve bu ortamda yazmak için didinen bir kadın.
Hadi mutfak alarmını çalıştırayım.Yada fırın alarmını her neyse.Kendimizi şartlandırmak ve sonra o şartlar olmayınca her şeyden vazgeçmek.Böyle mi dökülür/vazgeçmek...
Biraz önce Zeyneple şöyle bir anlaşma yaptık.Yazdığım sürece beni rahat bırakıp,çizgi film izleyecek.İşim bittiğindeyse onunla resim çalışması yapacağız.İyi bir anlaşma değil mi,bakalım kaç dakika sürecek ve tek taraflı olarak bozulacak bu anlaşma.Bekleyip göreceğiz.
Vera Bilgenin sesi de çıkmıyor onu takip etmem gerekli,aramaya gidiyorum.Balkondaki kül tablasını dökmüş,izmaritleri yemek üzereyken yakaladım.
Böyle işte yazmak istediklerimi değil de,durum bildirimlerini yazıyorum.Odaklanmak benim için unutulmuş bir kelime.
Kahve bile içmedim bu sabah.Kapı çalınmadı,telefon suskun,diyafon zaten yok.Televizyonda çizgi film sesleri.
Başka bir dinginlik bu da.
Dün yazılarıma kısa öykülerle devam etmek istediğimi söylemiştim ve şartlar  öykülerin düşünülerek ve odaklanarak yazılması gerekliliğini unutturdu.Bir tanesini yazımın altında paylaşacağım sizlerle.
Bu olumsuzlukların içinde güzel haberler de yok değil hani.Cumartesi günü çocuk öyküleri ve çocuk tiyatroları yazarı sevgili Fevzi Günenç bey,Hayri Balta'nın kitaplarını getirmiş okumam için.Bir de çalıntı zamanlar  isimli blog yazımı gazetedeki köşesine taşımış.Sevgili Hayri balta'ya kitaplar için ve değerli usta Fevzi Günenç'e de yazarlık yaşamım boyunca verdiği destekten dolayı teşekkür ederim.Durun daha bitmedi.
Değerli bestekar Mustafa bey Kasım düşü'ndeki farketmez şiirimi bestelemiş.Yazdıklarımın besteye uygun olmadığını söylediğimde.Ben anlarım demişti.Mustafa beye de teşekkür ediyorum.Umarım bir gün dinlerim.
Zeynep kulağımın dibinde borazan çalıyor.Bilge büfedeki çorba kaseleriyle oynuyor.Açıktılar sanırım.Telefonumda çalmaya başladı.İmdat diye bağırasım var.
Zeynep ve baharla nasıl yazı çalışmaları yaptığımızı anlatacaktım oysa,işine yayardı belki sevgili defter.Çocukların şiirlerini ve resimlerini paylaşacaktım olmadı.Bir daha ki yalanyazamanlara kalsın olmaz mı...
Sevgimle
Pınar Atay

Kısa Öyküler -1-

1-patika

İleride gördüğü kulübeye doğru adımlarını sıklaştırdı. Kapı önündeki  bastonu görebiliyordu artık.Birileriyle konuşmayalı günler olmuştu. Usunda uçuşan haikuları  okumak isterdi bir aceleyle…
Aralık kapıyı yavaşça tıklattı. İçeride sessizlik hakimdi. “Aman Tanrım! Gözlerime inanamıyorum” diye bir çığlık atmasıyla kulübeden içeri girmesi bir oldu…
Güneş’in gölge oyunlarıyla birlikte aydınlattığı odadakileri seçemiyordu. Kim olduğunu bilmediği kişileri hissediyordu sadece.
Duvarda asılı metalik şekle gözü takıldı, sonra pencerelere…İşte tam bu anda beyaz şömineyi gördü.Kullanılmamıştı hiç.
Haikular gözlerinin önünde ve etrafta dolaşmaya başladı güneşin oyunları bitmek bilmiyordu.Kıpırdandığı anda haikular da oradan oraya sürüklenmeye başladı. Oda bir anda haiku zerreleriyle dolup taştı,mavi pencerelerden sızarak ,dalgaların köpüğünde denize ulaştı.
Patikayı bunun için aştığına kendisi bile inanamadı.

Nereye gittin
Hiçe sonra yine hiçe
Neredeydin ki

Pınar Atay