27 Kasım 2014 Perşembe

/-5 Stent



Mehmet Emin’e de stent takılacaktı. Geniş olan damarı daraltacaklar ve arkasından bir kaç ameliyat daha . O henüz bir yaşına girecek. Kolay bir ameliyat olduğu söylendi. Ziyaret saatinde hastaneye gittim. Çocuğum bir haftadır hastanede yanına refakatçi almıyorlar. Sadece ziyaret saatinde görebiliyorum onu.
Beni görünce gülümsedi, ten ten saçları uzamış alnına dökülmeye başlamıştı. Göğsüme bastırdım, ağlamak istemiyordum. Ağlarsam zamanım ağlamakla geçecek oğlumla ilgilenemeyecektim. Yarın ameliyata gidecekti zaten. Nasıl ağlardım ki, onunla zaman geçirmek varken.
Önce bir güzel emzirdim. Doymadı bir emdi bir bıraktı ve beni gülen gözlerle seyretti uzun bir süre. Kalp atışlarını  vücudunun her yerinden duyabiliyor ve hissedebiliyordum.El tırnaklarında belli belirsiz siyanoz vardı.O gün üst dudaklarında da  hafif morluk fark ettim.Kalbinde  çok  büyük delik olduğunu söylemişti doktorlar.Tek ventrikürmüş,bir de damarlarda trans pozisyon .Nasıl  dayanılırdı bu hastalığa,bilmiyorum.Anne yüreği  onu hastanede bırakıp gitmeğe  razı değildim elbette.Bir an onu alıp kaçırmak ,yanımda kalmasını, hep yanımda kalması isteğiyle yanıp tutuştum.Umut işte. Kendi bencilliğimle oğlumu ölüme kaçıramazdım.Hastanede kalması gerekliydi.
Yemeğini yediremedim, bırakmadı beni. Üzerini bile değiştirmeden ziyaret saati bitti. Mehmet Emin’le oynaşmaktan başka bir şey yapmamıştık iki saat boyunca. Kaka, kokusu geliyordu altından.Bezini değiştirirken hemşirenin "Sen biraz daha kal" cümlesi ilaç gibi gelmiş ve rahatlatmıştı beni.
Ten ten saçlımla biraz daha can cana sarılarak oturduk. Cee eee oynadık. Güldük kahkahalarla. Mehmet Emin uyuya kalan kadar.

Ertesi gün ameliyathane kapısının önündeki merdivenlere oturup bekliyorum.

Birden mahşeri kalabalıkta buldum kendimi. Sesler insan sesleri, kalabalık gruplar. Kime baksam gözbebeklerim titriyor, bakamıyorum. Sesleri algılayamıyorum. Kim kimdir bilmiyorum. Tanrım bu ne kalabalık böyle. Bir ses duyuyorum "Mahşer buradan daha kalabalık" Bir ses daha, bu sefer ki mikrofondan geliyor sanki  "Mehmet Emin’in yakınları" Oğlumun adını duyunca gözlerim aralanıyor ve sevinçle koşuyorum ameliyat bitti galiba. Oğlum sağlığına kavuşacak…
Oğlum ölmüş. Mehmet Emin ölmüş. Kurtaramamışlar. Üç kere kalp masajı yapılmış, üç ayrı pil takmışlar minicik yüreğine. Dayanamamış buna tentenim.
Ankara’dan cenaze geldiğinde o küçük bedeni morga kardeşim Ahmet ve eşi götürmüşler. Bunu çok sonraları öğrendim.
Hayatta bir kez oğlum oldu. Onu da çok erken kaybettim. O şimdi bütün Mehmetlerde yaşıyor. Ten elbisesinden arınmış olarak özgürce dolaşıyor aramızda.
İlk kez stent kelimesini işte böyle duymuştum. Oğlumun ameliyatı sırasında. Sonra Ahmet’te. İşte bu yüzdendir ki Ahmet’e oğlum derim hep.
Nerede çocuğunu emziren bir anne görsem göğsüm sızlar süt varmış gibi. Onun vefatından sonra günlerce sızladı durdu, süt birikti.
Ahmet’in ağrılarında, soran bakışlarında hep oğlum vardı. Göğsüm çok sızlıyor. Onunla olmak istiyorum hep. Yanından ayrılmak istemiyorum. Yorgunluk belimi büküyor.
Birazdan Şükran gelecek. Hastaneden gitmek istemiyorum. Yukarıdaki kafeden bir kahve içsem de uykum açılsa sabaha kadar dayanabilir miyim acaba. Uykusuzluk üşütüyor beni. Gözlerim kapanıyor hatta dikkat dağınıklığı oluyor bir nesneye uzun süre dikkatli bakamıyorum. Bir de işitme kaybı gün boyu makina sesleri ,ses algılarımda işitme azlığı yapıyor.Neyse Şükran bir gelsin bakarız.Kendimi bu şartlardan daha iyi hissedersem kalırım yoksa eve gitmeliyim.
/
Ahmet evraklarını inceliyor,eylül bahçeye indi,İbrahim abiyi, yani babasını bana emanet etti kısa bir süreliğine.Hüseyin Amca, sen ne güzel uyuyorsun öyle bebekler gibi.Hüseyin amcanın anne ve babası Makedonmuş.Uykusuz geçen bir gecede anlattıkları hayli ilginçti.Hüseyin amcamızın babası ve annesi çocuklarına Türkçe konuşmayı öğretmiş ve onlara "siz Türksününüz bunu asla unutmayın" diye her zaman tembihlemişler.Üsküp'te asla Sırpça konuşmazlarmış.
Bu arada amcamız kokuyor çünkü, ona bakacak refakatçisi yok.Aynı kıyafetlerle günlerce dolanıp duruyor.Oda görevlisi Kemal'e Hüseyin amcayı göstererek "Bu amcayı bir yıkasanız hayrınıza" diyorum.Kemal'in cevabı çok ilginç,fısıltıyla  "onu aşağıdaki hocalar yıkayacak abla" dediğinde, önce kızıyorum tam ağzımı açtım ki iki laf söylemek için  sonra vazgeçtim.Kemal başka bir hastanın altını temizleyip,çarşaflarını değiştirmekle uğraşıyordu çünkü.Kemal ve diğer oda hizmetlerinde çalışanlar için insan yaşamı rutin döngülerden başka bir şey değil.Onlar ekmeğinin derdinde.

/6

Anlatırken değişir yaşanan. Anlatırken anlatanın istediğine döner her şey. Hiçbir şey yeniden yaşanmaz anlatırken, ilk kez oluşur, başka şeylere dönüşür derken... Onur Caymaz

Bu gece ben kalacağım Ahmet'le. Şükran akşamüzeri geldi. Hande ve Hamdi de yanındaydı. Çocuklar ve Şükran Ahmet’le konuşurken hazırlandım, evde biraz dinlenip gece geleceğim. Açık havaya çıktığımda yorgunluğum geçti gitti. Gezmek istedim dolaşmak tek başıma biraz yürümek iyi gelecekti.

Ahmet’in gözlerini gördüm beni izliyor ve gülümsüyordu kurnazca. "Gez bakalım, yakında alırız haberini nasıl olsa" der gibiydi. Ne çok takılırdı bana ne çok. İzmir de bir çok şair arkadaşım vardı.Her gelişimde onlarla görüştüğümü bilirdi.Bir kaç arkadaşımı kendisiyle de tanıştırmıştım.Şiir kardeşimle banim vazgeçilmez tutkumuzdu.

Minibüs  yakınımda durunca yürümekten vazgeçerek atladım. Açılmıştım nasıl olsa.

/03.25

Su sesleri, çağlayanlar, dalgaların sessizce sahile vurması, insanı mest eden, onu dinlendiren su sesleri. İşte öyle çalınıyor kulağıma odadaki oksijen bardaklarının fokurtusu.Odadaki hastaların hepsinin burnunda oksijen hortumu var.Üç hastanın oksijen sesi birleşince çağlayandan dökülen su sesine karışıyor.

Tek fokurtu şırıl şırıl akan dere sesini andırıyor.Gözlerimi kapıyorum.Sahildeyim şimdi.Hışıl hışıl ince narin dalgalar kumsala değip çekiliyor.Bir tane yengeç  denize doğru hareket ediyor.

Koridorda yürüyorum amacsızca.

Öksürük sesleri, çıkan balgamlar, sonra sessizlik. Çalan telefon sesini duyuyorum. Hemşire istasyonundan geliyor.Poşet sesleri,ayak sesleri derken koridora çıkıyorum.Bir hasta yakını  kirli bezi poşete koyarak çöpe attı.Gündüz bu seslerin hiçbirini duymuyorum.Gecenin getirdiği sesler bunlar.Düşüncelerimi hastane çalışanlarıyla paylaşmak istedim o an.Onlar bu sesleri  her gece duyuyor ve fark etmiyorlardır bile. Alışkanlık olmuştur onlara. Belki de anlatsaydım güleceklerdi bana. "Biz her zaman gece sesleriyle yaşamaya alıştık sen ne diyorsun be kadın" dediklerini duyuyorum. Etrafıma bakındım ortalarda çalışanlardan hiç kimse yoktu.Onların da dinlenmeye ihtiyaçları vardı.

Odaya girdiğimde kardeşimim serum makinası ötmeye başladı. Serum bitmişti. Hemşire odasına gittim,kapalı kapıyı tıklatarak açtım.Kapıdan ne çok gıcırdama sesi geldi,ürktüm  biran.Hemşireler yarı uykulu gözleri açık kanepenin üzerinde oturuyorlar.dört hemşire sırayla dizilmiş oturuyor kanepenin üzerinde.Serum biter bitmez değiştirilmezse damar yolu hemen tıkanıyor.

Hemşirelerden kardeşimin odasında görevli olan hemen ayağa kalkarak ilaç hazırlamak için hemşire istasyonuna gitti.Birazdan gelip serumu değiştirecek.
Hemşire ve hasta ve refakatçi, damar yolunda buluştular,mesela saat 05.25 te hasta yatağında.Ahmet kurmuştu bu cümleyi gülümseyerek.

Akılma  hasta yakınları tarafından tartaklanan,darp edilen hatta hatta öldürülen doktor ,hemşire vs geldi.Gecenin bu saatinde hastalara ilaç olmak için,onların derdine çare olmak içi,n özveriyle çalışanlara nasıl da acımasızca davranır bu insanlar. Yeni görüyorum,yeni hissediyorum bütün bunları.Gazete haberlerinde okuduğumda düşünmeden es geçtiğim hastane çalışanlarının haberlerini anımsıyorum sonra.

Şiirim kaçıyor .Tutamıyorum Eyvah!

Burada şiir yazmak yürek ister abi.Hem de mangal kadar,çaydanlık fokurtusu kadar.Oksijen bardakları  fokurdamaya devam ediyor.

Kardeşim uyuyamıyor sırtını ovuyorum,bacaklarını birde.Tuvalete gitmek istiyor.Tekerlekli sandalyelerden birini alıyorum oksijen hortumunu arabadaki oksijen tüpüne bağlıyorum ,Ahmet tekerlekli sandalye ve oksijen tüpüyle birlikte 10 metre ötedeki tuvalete doğru gidiyoruz.Yatağımıza geldiğimizde Serumu değişti.Damar yolundan sıvı gidebiliyor.Damar yolunu ertesi gün yine değiştirecekler.

Ahmet çok zayıfladı.Vücudunu taşıyamıyor.Sesi kısıldı iyice.Konuşurken zorlanıyor duyamıyorum onu bazen o kadar kısık sesi.

Küçük bir defter taşıyoruz yanımızda her zaman,konuşmadan yazışarak anlaşmaya çalışıyoruz.Yani Ahmet yazıyor isteklerini biz de cevaplıyoruz .

Benim kan şekerim sık sık düşmeye başladı.İnsilün direnci var.Açlık hastalığım yeniden hortladı.Efor sarf ettiğim anda açlık ve halsizlik yakama yapışmaya başladı.Üzerine uykusuzluk.Ahmet’e farkettirmemeye çalışsam da o anlıyor bakışlarımdan.Hadi git bir şeyler atıştır diye yazıyor .Onu yalnız bırakmak istemiyorum ama bir kutu süt ya da ayran içmem gerekli.Telefonunu  yatağına bırakıyorum 6.kattaki kafeye  doğru gidiyorum.

6.kat Lavanta kafe

Kara kayıp,Hüseyin abinin bir sözü.Kara kayıp çok hasta olmayı anlatıyor.Haber alınamayan arkadaşları birde. İki sözcük ne çok şey anlatıyor bana. En çok da hiç olmayı.

Hiç olmak,

Düşünsenize insanların bir nefes fazla almak için çektikleri sıkıntıları.Bedava aldıkları oksijeni şimdi tüplerle maskelerle almanın savaşını vermek.

Serumlar ve tedavilerle fiziki görüntüsü değişen insanlar.Hastane ortamı insanın insana üstünlüğünün kalktığı yerlerden biri.Çünkü burada her meslekten,her yaştan insan  tedavi görüyor.Hepimize verilen nefes sayısınca çabalayanlar,çabalamalarımız  ve onların tedavisini yapmak için didinen hastane personeli.

Dahası eks olan hastalar.Onlar morga gitmeden önce birkaç saat banyoda bekletiliyor.

Bir varmış,hep bir varmış.Yok ki daha ötesi.Dün 856/1 de yatan hasta bu gün toprakla buluştu.Topraktan geldik,toprakla yoğrulduk ve bekleyeceğiz yeniden doğana dek.

Bir gazete haberi Seyit onbaşı şehit olmuş. Annesi kanser tedavisi gördüğü için onbaşı olarak kalmak istemiş.Annesine daha iyi bakabilmek için.Hasta anne şehit oğluna ağlıyor,boy boy resimlerde.Bizim gençlerimiz hiç uğruna telef oluyorlar.Hiç’e doğru yol alınırken kime ne ömür biçilmiş bilemeyiz.